ONLİNE SHOP ANA SAYFA KUMAŞ İPLİK KONFEKSİYON EV TEKSTİLİ MAKİNA DİĞER  
(14.06.2006)
  
 
Maraşlı Kipaş Mısır'da üretim planlıyor
 
Maraşlı Kipaş Mısır'da üretim planlıyor
 

Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu arasında yer alan Kipaş'ın Yönetim Kurulu Başkanı Hanefi Öksüz'ün yaşam serüveni Kahramanmaraş'ın sanayileşme serüveni ile neredeyse birebir örtüşüyor. 1985 sonunda üretime geçen Kipaş 20 yılda Türkiye'nin önde gelen tekstil üreticilerinden biri haline geldi. Bugün 16 tesisi bulunan Kipaş 5 bine yakın çalışana sahip.

Maraş'ta tekstilde birçok ilke imza atan Kipaş, şimdi yeni alanlara da yatırım yapıyor. Seyhan Nehri üzerinde iki hidroelektrik santral kurma çalışmalarını yürüten şirket çimento fabrikasını da önümüzdeki yıl devreye sokma hedefinde. Konfeksiyonda katma değeri yüksek ürünlere yöneldiklerini belirten Öksüz, bazı ürünlerde Mısır'da üretim yapmayı planladıklarını kaydetti.

Hanefi Öksüz'ün yaşam serüveni Kahramanmaraş'ın sanayileşme serüveni ile neredeyse birebir örtüşüyor. Maraş'ta tarımdan sanayileşmeye geçişin 20 yıllık öyküsü bu. Yönetim kurulu başkanı olduğu Kipaş'ın temelleri 1984 yılında şehrin ilk open-end iplik fabrikasını kurmak üzere atıldı. 1986'da da üretime geçildi. 1989'da ilk defa dokuma, 1992'de ilk iplik büküm, 1994'te ilk iplik boya tesisi, 1996'da ilk dokuma kumaş boya tesisi kuruldu. 1997 yılında Koç Holding'den ünlü Bozkurt Mensucat'ı satın aldı. Aynı tarihte Kahramanmaraş'ın fabrika düzeyindeki ilk konfeksiyon tesisi Bozkurt Konfeksiyon üretime geçti. 2002'de Kahramanmaraş'ta ilk enerji santralını, 2003'te ise ilk denim tesisini kurdu. Geçen yıl da Kahramanmaraş'ın ilk holdingini. Kipaş Holding bugün 16 şirketiyle yaklaşık 5 bin çalışana sahip. 1991'den bu yana Türkiye'nin 500 büyük sanayi kuruluşu içinde. Şu anda cirosu 350 milyon dolara yakın. Ama görünen o ki, bu büyüme hızıyla 5 yıla kalmadan Türkiye'nin ve bir milyar dolarlık şirketlerinden biri haline gelecek. Öksüz, tekstilin yanı sıra yeni alanlara da yöneldi. Önümüzdeki dönemde hidroelektrik santrallar kuracak. Ayrıca gelecek yıl çimento fabrikasını faaliyete geçirecek. Türkiye'nin koşulları binbir türlü zorluklar taşısa da o gelecekten umutlu. Pistten tekerleklerini kesmiş ve burnunu gökyüzüne doğru dikip tırmanmaya başlayan bir uçak gibi görüyor Kipaş'ı. Kurumsallaşma ile birlikte bu tırmanışın daha da hızlanacağına inanıyor. Hanefi Öksüz, DÜNYA'ya, Maraş'tan yurtdışına açılma planları yaptığı bir dönemde başarı öyküsünü anlattı:

Maraş'ta sanayileşme nasıl başladı? Siz nasıl sanayici olmaya karar verdiniz?

Maraş'ta sanayileşmenin serüveniyle hayat hikayem, özellikle son 20-25 yıl diye baktığımız zaman tamamen örtüşüyor. Onun için önce kendimden bahsedeyim müsade ederseniz. Biz Maraş'ın yerli ailelerinden biriyiz. Biraz önce siz de söylediniz, aile tarım kökenli; geniş sayılabilecek arazilere sahibiz. İstanbul'da 9 sene okudum. Babam gibi Kabataş'tan mezunum. Kardeşim de öyle. Kabataş Lisesi'nde okumak bir ayrıcalıktır. Sonra Teknik Üniversite'yi bitirdim ben makine mühendisi oldum. Daha sonra 3-4 sene yurtdışında yaşadım; İngiltere ve Amerika'da. Ama bize verilen hedef öğrenimden sonra Kahramanmaraş'a dönmek ve şehrimize bir şeyler katmaktı. Bu sorumluluk büyüklerimiz tarafından bize gayet iyi aşılandı. Tahsil, yurtdışı ve askerlik bittikten sonra ailenin işi olan çiftçilikle işe başladım. Ama hayalimde hep Kahramanmaraş'a bir sanayi tesisi kazandırmak vardı.

Öğrencilik yıllarında da var mıydı o düşünce?

Vardı. Makine mühendisi olacağım, Maraş'a fabrika kuracağım. Bu ailem tarafından da bana çocukluktan itibaren verilmiş bir hedefti. Babam beni iki şeye yönlendirdi. Birincisi, mühendis olmamı çok istiyordu. Çünkü kendisi okumayı çok istemiş. Ama dedem fakülteden ayırmış, "İşin başına geç" demiş. İkincisi, sanayi sevdası onda da vardı ama gerçekleştirememişti. Ancak onun serüveninde de, Kahramanmaraş'a ilk biçerdöveri ve traktörü getiren insan olmak vardır. Ziraat Fakültesi'nin 2. sınıfından ayrılmıştı, mühendis olamamıştı ama oradan edindiği birtakım teknik bilgilerle Maraş'ta en iyi çiftçiliği yapardı. O döneme göre tarımda yeniliklere imza atmış bir insandı. Ben de çocukluktan beri tarım konusunda bilgi sahibiydim. Ve 1981'de iş hayatına atıldığım ilk sene Türkiye'nin en teknik çiftçisi seçildim. Atatürk'ün doğumunun 100. yılı vesilesiyle. Bir madalyam da var. Peder de baktı ki, birçok işi kendinden daha iyi yapıyorum, hemen kendisini emekli etti. İki sene yoğun çiftçilikten sonra içimdeki sanayi sevdasını gerçekleştirmek için kolları sıvadım.

Çiftçilikten elde ettiğiniz gelir ilk sermaye mi oldu?

Evet ama bu sermaye o kadar küçüktü ki, fabrika için sadece bir arsamızı alabildik. Biraz da binaya yardımcı oldu, bitti sermaye. Sanayicilik bizim o zamanki ekonomik durumumuza göre çok ağır bir yatırımdı. Bir de pederin iş hanı vardı. 1984 yılında onu da satarak, bütün birikimleri üst üste koydum. O sırada ortağımız olan Gümüşer ailesiyle tanıştım. Kipaş'ı bu iki aile kurdu.

Nasıl beraber yatırıma karar verdiniz?

O yıl pamuğu hasat etmiştik ki, az bir pamuk yağmurda lekelendi. Bu pamuk diğerleriyle karıştırılmaz. Ayrı bir pazarı olur. İbrahim Bey de çırçırcılık yapıyordu. Biriyle de anlaşmış, o tip pamuğu çekip satıyordu. Bu vesileyle tanıştık. İbrahim Bey'in ticari yaklaşımını beğendim o alışveriş sırasında. Sonra birlikte Antep'e pamuk satmak için giderken, şu anda Kipaş'ın bulunduğu yere de uğradık. Bu yer onlarındı ve o sırada şehirdeki çırçır fabrikasını taşımak için bina inşaatına başlamışlardı. "Bir işim var. O olursa boşver çırçırı birlikte bir iplik fabrikası kuralım" dedim. O da, "Niye olmasın" dedi. Bir işim dediğim, babamın iş hanını satmaktı. Çünkü elimdeki sermaye çok yetersizdi. Derken 1 ay içerisinde müşteri çıktı, sattık işhanını. Elimize geçen parayla İbrahim Bey'in yanına geldim. Ve böylece yola çıktık.

Peki sermaye gerçekten yeterli miydi fabrika için? Neye güveniyordunuz?

Rahmetli Özal'ın vermiş olduğu teşvikler vardı Anadolu'da. Bu teşvikler o kadar yararlı oldu ki. Hiçbir zaman hiçbir sanayicinin unutmaması lazım. Anadolu sanayiini geliştiren en önemli ivme 1980'den sonra Özal'ın verdiği teşviklerdir. Ve tabii heyecan her şeyin temeli. İkimiz de daha 30 yaşındaydık. Hem o, hem ben, çok heyecan duyuyorduk iş hayatına.

O sırada Kahramanmaraş'ta sanayi var mıydı?

Bir Marteks, bir de Bossa vardı. Bossa, zaten Sabancı Grubu'na aitti. Marteks'i, Maraş'ın en ileri gelenleri kurmuştu. Ama iyi yönetilmiyordu. Hep kavgalar vardı. O nedenle pek ilerleyememişti. Başka bir sanayi kuruluşu da yoktu. Ama biz başladığımızda üç fabrika birden temel attı buraya. Bir tanesi bizimki Kipaş. Biri rahmetli Faruk Bey'in başlattığı Arsan. Diğeri de Marteks'in ortaklarının başladığı Marnis. Neyse biz temeli attık. Bir taraftan da hâlâ proje bizim için çok pahalı, ortak arıyoruz. Nasıl olsa diyoruz, binayı yaparız. O sırada ortak da buluruz. Onun da koyacağı parayla da makineleri alır, bu işi tamamlarız. Arı gibi çalışıyoruz. Elimizdeki pamukları paraya çevirip ancak binamızı yapabildik. Ortak arıyoruz, kimin yanına gitsek, bize "Siz büyük bir maceraya girmişsiniz" diyor. Hatta, "Siz göle düşmüşsünüz yanınıza da batıracak adam arıyorsunuz" diyorlardı. Yıllar sonra, İbrahim Bey'e dedim ki, "Bak kredi bulduk, makine de bulduk ama bulamadığımız tek şey ortak oldu. En kıymetli şey ortaklık, önce birbirimizin değerini bilmemiz lazım". Belki de bunda da bir hayır vardı. Belki üçüncü bir ortakla bu kadar düzenli bir yönetim sağlayamazdık. Ama sağlayabilseydik, hiç şüphe etmiyorum, Kipaş bugünkünün iki-üç katı olurdu. İnsanlar o zaman sanayinin değerini bilmiyordu. O bilinçte değildi. Tabii bir de o günkü ölçülere göre sanayi yatırımları çok pahalı geliyordu.

Peki ya teşvikler?

Teşvik belgesini herkes alabiliyor. Ama sermaye bulmak kolay değil. Bizim bir kredi çıkarma maceramız var; evlere şenlik. 6 ay Ankara'ya İş Bankası'na gittik, geldik. Kulakları çınlasın, Maraş'ta İş Bankası Müdürü vardı Rafet Abi. Biz amca derdik. Çünkü biz 30 yaşındayız, Rafet Abi 60'a yakın. Babacan, son derece dürüst, bir o kadar da heyecanlı. İkide bir gelir, "Aslanlarım, nasıl gidiyor, krediniz benden" der, teşvik eder. Tabii, onu da bu kadar heveslendiren her iki ailenin de İş Bankası'nın çok hatırlı, uzun yıllarca hiç hata yapmamış müşterileri olması. Sonradan anlattı, bankacılar müşterilere yıldız verirmiş. Bizim aileler 5 yıldızlı müşteriler içindeymiş. Babadan kalan en önemli miras itibardır. Babalarımızdan bu sanayi tesislerini kurmak için çok önemli paralar kalmadı ama onların itibarıyla biz büyük krediler alabildik. Tabii imkanlarımız kısıtlı. Özel arabamızla Ankara'ya gidemiyorduk. Yakıt masrafı bile bize fazla geliyordu. Akşam otobüsüne biniyorduk, sabahleyin garajlarda iniyorduk. Oradan da doğru İş Bankası'na gidip, akşama kadar masa masa evrakımızı dolaştırarak, kredi çıkarmaya çalışıyorduk.

Halbuki Maraş'ta büyük üretici konumundasınız...

Şimdi tabii sanayicilik ve çiftçilik maddi imkanları açısından çok farklı sektörler. Tarımdan iyi kazansak bile o rakamlara ulaşmamız mümkün değil. Bakın ilk aldığım kredinin 6 aylık faizini, toplam arazilerimizin mülkiyet bedeli ödemiyordu. Faizini bile. Hiç unutmam ilk aldığımız kredi 5 milyon marktı. Hatta, kendi ipoteğimiz yetişmedi, dosyamızı geliştirmek için eşten dosttan ipotekler topladık. Sonuçta, yönetime kadar geldi dosyamız olumlu olarak. Kulakları çınlasın Samsun eski Milletvekili Selahattin Kılıç ile görüşmeye gittik. İş Bankası'nın yönetim kurulu üyesi o zaman. Babacan bir tavırla, "Ne istiyorsunuz gençler" dedi. Anlattık. Dosyaya baktı, herhalde çok daha küçük bir rakam bekliyordu, 5 milyon mark krediyi görünce afalladı. "Oturun bakayım" dedi. "Siz daha dünkü çocuksunuz, size biraz nasihat edeyim" dedi.

Ne nasihat etti?

"Bir; lokmanı Maraş'ta kazanıp İstanbul'da yemek yok". "İki; lokmanın birini yutmadan öbürünü ağzınıza almayın"." Üç; stok yapmayın" dedi. Hepsi de hakikaten çok doğru noktalardı. Krediyi çıkarttık çok şükür. Fakat o zaman Maraş'ta kambiyo imkanları yok. Antep İş Bankası Şubesi'nden işlemleri yapıyoruz. Orada da Antepli bir müdür var. Bizi gördü, "Yuurum Maraşlılar" dedi. Yani Antep şivesiyle "Yavrum, Ankara'ya, çadır kurmuşsunuz, krediyi çıkarttırmışsınız" dedi. Böyle hem takdir eden, hem de şanslısınız anlamında bir ifadeyle. Ama iş krediyle de bitmiyor. Makineleri sipariş etmişiz, alacağız fakat o zaman kambiyo rejimi müsait değil, yurtdışına para gönderemiyoruz. Almanlar 500 bin mark göndermezseniz makinelerin imalatını yapmayız diyorlar. Nasıl gönderelim bu parayı, üstünde 500 dolar bulunsa suç, nerede kaldı ki 500 bin dolar. Son çare, burada işçi ailelerine TL ödedik, onlar da götürdüler firmaya paraları ödediler. O şekilde Kapalıçarşı'dan işçi dövizi alarak Almanlar'a depozito ödedik de, makinelerimiz imalata girdi. 1985 sonunda üretime geçtik. Sonra her kazandığımızı fabrikaya yatırdık. 1986'da İtalya'dan bir makine getirip, kalıbı da oturttuk. Sonra yavaş yavaş tekstilin diğer kısımları kafamızı kurcalamaya başladı. Derken, dokuma yaptık, boya terbiye yaptık, iplikhane yaptık. O süreçte hızla büyüdük.

O hızlı büyümenin ortaya çıkardığı sorunlar oldu mu?

Şöyle; bir süre sonra baktık ki, bir işletmenin içerisine birçok işimiz var, hesap karışıyor. Biz hangisinden para kazanıyoruz, bilmiyoruz. Dokumadan mı, iplikhaneden mi, boya terbiyeden mi? Ondan sonra uydu fabrikalara başladık. Şu anda 16 tesisimiz var. Mesela Mitsan tamamen open end iplik üretir. Teksan tamamen masura üretir tekstil yan sanayiine. Denim kumaş fabrikamız var. Konfeksiyon fabrikamız var. Sadece konfeksiyon yapar. Sonra da bunları geçen sene birleştirdik, holding yaptık.

Neden öyle bir yola gittiniz?

Sanayi gelişince, kontrol çok önemli. Ne kazandığınızı, ne kaybettiğinizi anında bilmeniz lazım. Şöyle benzetiyorum; büyük bir transatlantiği yönetiyorsunuz. Siz en üstte, kaptan köşkündesiniz. Eğer arada sırada aşağı inip, her yere bakmazsanız gemi aşağıda su almaya başladıysa o sizin ayağınızın dibine gelmeden göremezsiniz. O noktada gördüğünüzde ise zaten o gemiyi kurtarma imkanınız olmaz. Ama ilk su kaçağını gördüğünüz anda yapacak çok önleminiz vardır. Bunun için ayrı tesis kuruyoruz ki, hangi işletmede işler kötüye gitmişse, oraya müdahale etme hakkımızı kullanalım. Gerekirse kapatma hakkımızı kullanalım. Bakın biz, iki defa da büyük yangın geçirdik. Depomuz yandı hem çok büyük kumaş kaybımız hem de pamuk hasarımız oldu. Şimdi hepsini küçük küçük farklı depolara koyuyoruz. Hiç değilse yanarsa sadece bir depodaki malımız yansın. Bu mantaliteyi şirketlere de taşıdık. Mesela open end fabrikasından zarar ediyorsam sürekli, orayı kapatırım, konfeksiyondan ediyorsam, orayı kapatırım. Hatta holding içinde rekabet ortamı da oluşturuyoruz. Bu, işletmelerimizin birbiriyle serbest piyasa şartlarında da ticaret yapmasını öngörüyor. Yani dokuma fabrikası, kendi iplik fabrikamızdan isterse mal alır, isterse gider başkasından alır. İplik fabrikamız da bilsin ki, Kipaş'tan çıkan malı ancak kalite ve fiyat uygun olursa satabilecek.

Tekstil Türkiye'de son yıllarda bayağı bocalamaya başladı...

Evet. 20 yılda önemli bir noktaya geldik ama maalesef son dönemde sektör bocalıyor. Kendisine çıkış arıyor. Biz de tekstilde ne yapabiliriz diye düşündük. Nihai ürünlere uzanan tam bir entegre tesisiz. Çok iyi müşterilerimiz var dünyada; Marks&Spencer'ın en büyük tedarikçilerinden biriyiz. Benetton'ın yine öyle. Avrupa ve Amerika'da önder birçok kuruluşun tedarikçiliğini yapıyoruz. Londra'da, New York'ta, orada hem Amerikalı, hem İngiliz çalışanlarımız var. Biz de daha çok İtalya'nın para kazandığı işlere doğru girmeye başladık. Orada başarılı olduk.

Daha yüksek katma değerli ürünler anlamında mı?

Evet. Çünkü sıradan tekstil işleri bakımından artık Türkiye cazibesini kaybetti. Onun da nedeni basit. 5-6 sene önce 100 dolar olan asgari ücretin sanayiciye maliyeti 400 doları buldu. Bu doğrudur, yanlıştır o ayrı bir konu ama durum bu. Ama biz şirket olarak değeri düşük ürünlerden çekilip, katma değeri yüksek ürünlere yönelerek tekstili toparladık. Bu sektörü terketmeyeceksek, yeni yatırım yapmalıyız. Daha modern, teknolojik makineleri getirmeliyiz. Çünkü daha az maliyetle, müşterimize daha hızlı ve daha kaliteli ürün sunabilmeliyiz. Şimdi organize bölgesinde çok büyük iplik yatırımlarımız var. Ama kapasite artırımına değil, tesislerimizi modernize edip sektörde devamlılığımızı sürdürebilmek amaçlı. Bunu yapmazsak yok oluruz. Kahramanmaraş'ın teşvik bölgesi olması da bizim için bir avantaj oldu.

Ama özellikle konfeksiyonda para kazanmak, eğer Türkiye'de ücretler artacak ve lira aşırı değerli kalacaksa bugün olmasa yarın yine zor olmayacak mı?

Çok doğru. Şöyle düşünüyoruz. Konfeksiyon fabrikamız para kazanmıyor. Artık fiyat tutturamadığımız işler var. Basit şortlar, t-shirtler gibi. Biz de ne yaptık? Mont gibi daha katma değeri yüksek işlere yöneldik. Ama öte yandan bakıyoruz ki, bu bizim bildiğimiz bir iş. Bir pazarımız var, müşterimiz var. Ama zarar ediyoruz. Onun için şimdi yurtdışına bir konfeksiyon yatırımı düşünüyoruz. Nereye derseniz; Mısır'a. Terk ettiğimiz ürünleri orada imal edip, oradan Amerika'ya satacağız. Gümrük de yok. Kumaşımızı oraya götürüp, hem kumaştan, hem üreteceğimiz üründen para kazanalım. O tesisin kazandığıyla da buradaki konfeksiyon fabrikamızı yaşatalım. Şimdi böyle bir projemiz var vitrinde.

Seyhan'a 2 hidroelektrik santral yapacağız

Holdingin geleceği adına farklı yatırımlara yönelmeyi düşünüyoruz. Bazı adımlar attık zaten. Enerji santralımızı kurduk; Karen'i. Fakat kurduğumuzda 160 bin lira olan fuel oil, şu anda 700. O zaman ÖTV yoktu, birdenbire ÖTV geldi. Evet, petrol fiyatları arttı ama devlet de kocaman ÖTV bindirdi. Türkiye sadece doğalgaza bağlı olmasın, kömür de çevre için çok kötü, hiç değilse fuel oille çalışan santrallerın ÖTV'sini düşürün dedik ama dinletemedik. Bir kilo fuel oilden devlet kendi santralında yüzde 30 verimlilikle elektrik elde ediyor. Biz modern bir santrala sahip olduğumuz için yüzde 42 elektrik elde ediyoruz. Üstelik de sıcak suyunu ve buharını boya terbiyesi işlerinde kullanıyoruz. Ama maalesef devletin fabrikalarına ÖTV yok, bize ÖTV var. Böyle olunca 2 seneden beri yatıyor santral. Şimdi Mısır'a satmak üzereyiz. Onlar da Kuzey Irak'a taşıyacaklar. Yazık ki, 20 milyon dolarlık bir tesisi yarı fiyatına satıyorum. Ama bir yandan da yarın için korkuyorum; elektrik Türkiye'de çıkmaza girer diye. Yetkililerle de, "Dursun, satma memlekete gerekli olabilir" diyor ama ben 10 milyon Euro'luk yatırımı atıl olarak nasıl tutayım? Yatırımlar için faizle para alıyoruz. Ama holdingde enerji işine devam edeceğiz.

Hangi projelerle devam edeceksiniz?

Seyhan Nehri üzerinde, Köprü ve Menge barajlarına hidroelektrik santral projemiz var. Devletten onaylanır onaylanmaz kati projelerine başlanacak. Çok heyecan duyuyoruz o projeyle ilgili. Aşağı yukarı 200 milyon dolar civarında bir yatırım, 220 MvA gücünde ve yıllık 700 milyon kilowattsaat elektrik üretecek. Ayrıca, inşaat sektörüne çimento fabrikası kurarak giriyoruz. Tüm makinelerimiz aldık. İnşaata başlamak üzere ÇED raporumuzu aldık. Arazi tahsislerini yaptırdık. 2007'nin sonuna kadar da onu bitiririp, devreye sokmayı düşünüyoruz. Onun akabinde de doğalgazlı enerji santralı planlıyoruz. Ama orada korkuyoruz, fuel oilde başımıza gelen doğalgazda da gelmesin diye. Fuel oil santralımızın atık sıcak suyu olunca, çevresine çok modern seralar yaptık. Motorları durdurunca bu seraları fuel oille ısıtmak zorunda kaldık. Maliyetimiz çok yüksek oldu. Fransız-Hollanda teknolojisi kullanarak Türkiye'nin en modern seralarını yaptık.

Ne yapıyorsunuz o seralarda?

Çok kaliteli domatesle uğraşıyorum. Ovada ise çeşitli ürünler deniyorum. Mesela bir 80 dönüm üzüm bağı yaptım. Bunun yanı sıra çeşitli meyve fidanları diktik. Şeftali, incir, kayısı, kiraz... Özellikle kiraz Maraş Ovası'na çok uygun bir ürün. Deneme amaçlı küçük bahçeler yaptık. Başarılı olduğumuz ürünü köylüye, diğer çiftçilere geniş oranda ektirip bunun Almanya'ya ihracatını planlıyoruz. Bu şekilde de aile işimiz olan tarıma hizmetlerimiz devam ediyor.

Bunun yanı sıra 5 tane hayır kurumu yaptık. Onlardan bahsedeyim. 3 tane Milli Eğitim Bakanlığı'na hibe ettiğimiz ilköğretim okulları var. Daha sonra diyaliz hastanesi yaptık Sağlık Müdürlüğü'ne, ben kendim de böbrek nakli oldum. İşte bu ızdırabı çeken vatandaşlarımıza yardımımız olsun. Biz yaptığımız zaman Maraş'ta diyaliz yoktu, çok hasta kaybediyorduk. Özel diyaliz de yoktu. Çok büyük hizmetler yaptı. Ondan sonra bir kalp hastanesi yeni yaptırdık Hanefi Özgür Kalp Hastanesi, Maraş'ın büyük ihtiyacıydı. Kalp çünkü zaman tanımıyor. Anında müdahale edilmesi gerekiyor bunu da üniversitemize hibe için çalışılıyor. Geçenlerde başındaki hoca aradı "100. açık kalp ameliyatını yaptık" dedi. "100'ü de başarılı geçti" dedi. Üniversite de güzel çalıştırıyor ve son derece de modern bir hastane oldu burası, kaç yataklı bilmiyorum ama 60-70 yataklı falan, yani Maraş'ın ihtiyacını fazlasıyla karşılıyor. Güzel bir kalp hastanesi yaptırdık.

Kipaş'ın gelecekteki yöneticilerini yetiştirmek için eğitime A'dan başladık

Milli Eğitim'e hibe ettiğimiz 3 ilköğretim okulu var. Şimdi, bir de özel okul yaptırıyoruz. Hem valimiz, hem de arkadaşlarımız, "Her şey özelleşsin diyor musun", gel öne geç büyük bir özel okul yaptır Maraş'a. Çok güzel bir eğitim kompleksi kuruyoruz. Anaokulu, ilköğretim okulu ve fen lisesi içinde aşağı yukarı 25 bin metrekare kapalı alanı var. Yüzme havuzu, konferans salonu, kapalı spor salonu ile bölgede iddialı bir okul yapacağız. Bu okulda yüzde 20 oranında fakir fakat başarılı çocukları parasız okutacağız. Çünkü en önemli şey eğitimli insan. İşler bozuldu, tekstil krizde diyoruz ya, aslında halen sanayici olarak en büyük problemim eğitilmiş insan eksikliğidir.

Biz gerçekten Maraş'a, memleketimize aşık insanlarız. Maraş büyüdükçe Türkiye de büyüyecek. Gerçekten başarılı çocukları yetiştirmemiz lazım. Ve bu fabrikaları onlara emanet edeceğiz. Nasıl olsa benim oğlum yönetime gelir devri bitmiştir. Artık kabiliyetli olan yönetsin var. Hissedarlık, ortaklık ayrı şey, yöneticilik ayrı şey ve çok önemli. Bu memleketin zeki çocukları en tahsilleri yapsınlar, gelsinler burada işleri yönetsinler. Ancak o zaman başarıyı sağlarız.

Kipaş yönetimi olarak hedefimiz bu. Onun için de eğitime A'dan başladık. Belki ileride üniversite de yaparız. Belki üniversiteler özelleşir, satın alırız. Ama milli eğitim çizgisi doğrultusunda eğitim yapan okullarımızda gerçekten zeki ve fakir çocukları yetiştireceğiz. Kesinlikle bu işten kâr amacımız olmadığı gibi belki de Kipaş Holding olarak maddi destek sağlayacak. Okulun maliyeti 10 milyon doları geçiyor ama bu yatırımımızı da çok önemli ve anlamlı görüyoruz.

Maraş değişiyor, sanayicinin ağırlığı ve saygınlığı artıyor

Maraş'ta 40 sene önceyi düşünürseniz, o zamanın işadamları arasında hiçbir bağ yoktur. Büyük bir gizlilik vardır. Babamın döneminde, kimse etliye sütlüye karışmaz, herkes kazandığını, aldığını, sattığını saklardı. Herkes tarımdaydı. Birbirinden kopuktu. Sadece akrabalar kendi arasında ailece görüşür. Sosyal aktiviteler sıfırdır. Böyle bir ortam vardı ve kıskançlık zaafımız daha ön plandaydı. Şimdi bu konuda küçümsenmeyecek ilerlemeler kaydettik ama hâlâ yüreyeceğimiz çok yol var. Çıkıp şu kadar milyon dolar ihracat yaptım, şunu kazandım, şunu da vergi verdim demez. Oysa mesela Avrupa'da övünerek söyler insanlar başarısını. Bizim Maraş'ta ise herkes saklar. Bilgi saklar birbirinden. Ama her şey değişiyor. Bizim kuşak, babalarımızı geçtik. Sanayi yatırımları yaptık. Ama bizler de fabrikalarımızla o kadar iç içeyiz ki, fabrikalarımız ve projelerimiz bizim zamanımızı alıyor ki, şehrin genel kalkınması konusunda birlikte fazla zaman harcayamıyoruz. Ama başarılı, çalışkan, iyi eğitimli yetişmiş yöneticiler bizi tatmin edecek. İşleri onlara bırakacağız ve bizler biraz açığa çıkacağız. O süreçle birlikte Maraş'ın sorunlarına, gelişmesine daha çok zaman ayıracağız. Maraşlı sanayiciler, biz birinci kuşağız. Maraş'ta bizim kuşak işadamlarının kendi arasında ortaklıklar oluşturma alışkanlığımız da henüz gelişmedi. İşte bir Kipaş Grubu var iki ailenin ortaklığıyla kurulan. Bugüne kadar başka girişimler de olmadı değil ama oldu dağıldı, oldu dağıldı. Hepsi dürüst insanlardı, ahlaklı insanlardı. Ama ufacık nedenler, ailevi nedenler, iş hayatının anlaşmazsızlığına kadar gidiyor. Akrabaların araları açılıyor. Eften püften sebeplerle. Akrabalık da varsa eşler de daha yakın, eşler arasındaki çekememezlikler de sonuçta iş hayatına yansıyabiliyor. Belki bizde iki ailenin akraba olmayışı bir avantaj oldu diye düşünüyorum.

Ama bu da değişiyor. Kıskançlıklar azalıyor. Maraş'ta yapılan iyi şeyler, yatırımlar takdir edilmeye başlandı. Yalnız benim bir endişem var. Bizden sonraki kuşağa daha yeterli görmek isterdim. Orada biraz noksanlığımız var. Mesela bizim kuşak 50-55 yaş kuşağının dışında, yani 30-40 yaş arası daha fazla başarılı işadamını görmemiz gerekir. Ama maalesef öyle değil. Eğitime, yurtdışında eğitime rağmen gelecek kuşağı güçlendirmek lazım. Ve kurumsallaşmayı kesinlikle sağlamamamız lazım.

Sanayide başarılı olmuş ülkelere bakıyoruz, şirketlerin bir sürekliliği var. Ben bir Alman firmadan kuracağımız çimento fabrikasının makinelerini aldım, o beni 150. kuruluş yıldönümüne davet etti. Belki 5. kuşak işbaşında, belki daha da fazla. Türkiye'de daha 3. kuşağı yaşayan sanayici sayılı. İşte bir Sabancı, bir Koç aileleri bile 3'üncü kuşağı yaşıyor. Ve bizde hep 3. kuşaktan sonra dağılma oluyor diyorlar. Bunları aşmazsanız dünya şirketi olamazsınız. Öyle her kardeşin kendi payını, her biri bir fabrikayı alır, pazarda da birbirlerine düşer ve sonuçta maddi güçleri iyice zayıflar ve batarlar. Oysa devir, çağa ayak uyduranların ve büyüklerin devri. Dünya ekonomisi oraya gidiyor. Bizden sonraki kuşağa da daha iyi yetiştirirsek, Kahramanmaraş şu anda Türkiye'nin önemli sanayi şehirlerinden biri oldu ama ileride çok daha Türk ekonomisine damgasını vuran şehirlerden biri olur.

Köydeki bir vatandaş sabahleyin evin penceresini açıyordu. Bakıyor gözünün önünde alabildiğine arazi. Cepheden bakıyor; 500 dönüm. Ama düz çiftçilikten başka bildiği bir iş yok. O zenginin fazla bir saygınlığı yoktu. Ama şimdi o pencereyi açan vatandaşın 5 çocuğu varsa, 5'i de Kipaş'ta çalışıyor. Bakın, ilk dönemde Kahramanmaraş, teşvik kapsamına girmedi diye esnaf, köylü, çiftçi bizden daha çok endişelendi ve mücadele etti. Çünkü biliyor ki, bir sanayi tesisi oğluna iş sağlayacak, gelecekteki torununa iş sağlayacak. Bu bilinç dolayısıyla sanayicinin saygınlığı da artırıyor.

Tekerlekleri yerden kesilmiş milyar dolarlık bir şirkete doğru

Bir uçak havalanırken önce hızını artırır, sonra tekerlekleri yerden kesilir, sonra da burnunu havaya dikerek yükselir. Ben Kipaş Holding'i artık tekerlekleri yerden kesilmiş bir uçak olarak görüyorum. Ama gökyüzünde daha hızlı yükselmemiz için özellikle kurumsallaşma konusunda çok mesafe almamız lazım. Ekonominin karşımıza getirdiği fırsatları iyi değerlendirmemiz lazım. 5 sene sonraki Kipaş, bu yatırımları tamamen üretime sokmuş, belki de muhtemelen yurtdışına yatırımlar yapmış bir holding olacak. Çok uzakta ve çok büyük hedefleri hiçbir zaman kendime koymam. Hedeflerim hep elimin kolumun ulaşabileceği hedeflerdi. Ulaşılabilecek ama sürekli yükselen hedefler olmalı. Çünkü bir sanayici olarak çıktığımız her basamakta dinlenme şansımız yok. Gücümüzün yettiği enerji kadar hızla çıkıyoruz merdivenleri.

Ne parası çok olanlar, ne de büyükler; sadece çağa ayak uyduranlar yaşayacak

İki yıl sonra hidroelektrik santral, çimento sanayi yatırımlarımız hayata geçecek. Onu görebiliyorsunuz. Ama 2 yıl sonra önümüze neler çıkar bilemiyoruz. Türkiye'de sanayici gece giden bir araba gibi. Ancak farlarının ışığının ulaşabildiği yere kadar görebiliyor. Daha ilerleri ancak araba ilerledikçe görebiliyorsunuz. Ama çok takdir ettiğim bir söz var; Ne parası çok olanlar, ne büyükler ayakta kalacak, ancak hızlı karar alıp çağa ayak uydurabilenler ayakta kalacak. Bizim sloganımız budur.

Sanayicilik paylaşmak demektir

Hepimiz canlıyız, günün birinde bu ömür bitecek. İnsanlar yaşamı kendi değer ölçülerine göre kurar. Benim değer ölçülerim bunlardı. Ben sanayiciliği, üretmeyi istedim, ondan hoşlandım. Herkes hayatını heyecanla yaşamak ister. Kimisi spora ya da gezmeye düşkündür, alır sırtına çantasını dağları dolaşır, dünyayı dolaşır ondan zevk alır. O da çok güzel. Bence önemli olan hayatı bomboş yaşamamaktır. Ben hayatımı, kendi değerlerim çerçevesinde çok heyecan dolu yaşadım. İnsan gerçekleştirmeyi hayal edebildiği her şeyi mutlaka gerçekleştirir. Ben buna inanıyorum. İşte, ben çiftçilik yaptığım zaman Bossa'nın önünden geçerdim, ya şöyle bir fabrika kurabilsem derdim. Hatta 20 sene önceki hayallerimde Kipaş'ın bugün geldiği yer yoktu. Ama hayal ettiğimin de ötesini gerçekleştirdim. işte hayellerinizi de aşmış olmak insana büyük zevk veriyor.

Bazen arkadaşlarla sohbet ediyoruz. Ben diyorum 50 yaşını geçtim, çok çalıştım. Artık belli bir dönemden sonra 2 sene sonraki şu yatırımları yapayım. Emekli olup, biraz hayatımı yaşayacağım diyorum kimse inanmıyor, hepsi gülüyorlar.

Sanayicilik paylaşmak demektir. Kendimizi toplumumuzun sorunların içinde ister istemez buluyoruz. Her şey size geliyor, her şey sizden soruluyor. Sorumluluk alanınız evdeki 2-3 tane çocuğunuz olmaktan çıkıyor. Onların geçimi için gerekli para olmaktan da çıkıyor. Artık 5 bin kişinin geçimini düşünüyorsunuz. Şehrinizin ana sorunlarını düşünüyorsunuz. Zaten sorumluluk hissetmeyen bir insan zaten sanayici olamaz. Çok para kazandığınız zaman hayır işleri de yapıyorsunuz. Öbür dünyaya da götürecek bir şeyler olsun. Bu dünyada hepsinden çok var harcamak için. Ama bu para kişisel harcamanız için değil, bu fabrikaların geleceği için lazım, onu görüyorsunuz. Daha fazla kazansan daha fazla yatırım yapıyorsun. Bir sanayicinin başka bir yolu yok. Ne yapacaksınız parayı? Sadece çiftçilik yaptığım dönemde de aynı marka elbiseleri giyiyordum, aynı marka arabaya biniyordum. Yaşam standardım da yine aynısıydı. Maddi durumum belki 1 milyon kere değişti, yaşamımda aynı, ama mesleğim bana heyecan veriyor. Zaten heyecan duymasam bu fabrikaları da böyle büyütmezdim.

Şu anda bindiğim araba hali vakti yerinde bir çiftçinin de bindiği bir araba; 6 yaşında bir Mercedes'im var. Bazen değiştireyim diyorum. Ama araba çıt bile demiyor ki. Hiç böyle bir gereksinim de duymuyorum. İstersem fuardaki en pahalı arabayı alabilirim ama benim için bir otomobilden beklediğim tüm özellikler şimdiki arabamda var. Birçok arkadaşım takılıyor, "Artık özel bir uçak alırsın" diye. Türk Hava Yolları'na ne olmuş? Otururum Business Club'a, o uçağı alacağıma 2 makine getiririm, 2 garibana iş sahası açılır. Bizim sanayicinin genelde yaklaşım zihniyeti budur.

Ekonomide bazı şeyler rayına oturdu. Ama biz madem ki borçlu bir ülkeyiz, daha az tüketeceğiz, daha çok üreteceğiz. Daha çok kazanacağız ve borcumuzu ödeyeceğiz. Bu gayet basit bir hesaptır. Borçlu bir esnafa da gitseniz, ya bana ne öneriyorsunuz deseniz sizin de söyleyeceğiniz ya arkadaş biraz daha iktisada gir, borcunu ödemek için para ayır, biraz da daha çok çalış da daha çok para kazan dersiniz. Bugünkü döviz kuru politikası bunun için yanlış bir politikadır. Maalesef bizi daha çok tüketen ve daha az üreten toplum yaratıyor.

Kurların hızla yükselmesi de olumsuz. insanın vücudu düşük tansiyona alışıyor, birdenbire tansiyon yükseliyor, rahatsız olursunuz. Bölgesel asgari ücrete çok önem veriyorum. Çünkü bugün ülkenin doğusundaki Van'la, batısındaki İstanbul arasında geçim standardı bir değil. Bir tarafta 200 milyon lirayla köy zengini olup, öbür tarafta 1 milyar aylıkla geçinemezsiniz. Ne olur Doğu'da vergi almayalım, daha düşük asgari ücret yapalım. İnsanımız Mısır'a, Çin'e yatırım yapacağına oraya yapsın. Çin'den gelen mallar da Türkiye'nin doğusundan gelsin. Bunlar ekonomide yapılması gereken şeyler. Öte yandan, her firma kendine göre politika üretmesi lazım. Gemisini kurtaran kaptan derler. İşadamları, yöneticiler başkalarından bekleyeceğine kendi hünerlerini gösterecek. Zarar edeceği bölümü kapatacak, daha çok kâr edeceği ürüne geçmesini bilecek.

Domatesin verdiği hayat dersi

Manavdan bir şeyler alıyoruz. Bizim serada ürettiğimiz domatesleri gördüm tezgahta. "Kaça satıyorsunuz" dedim. "2 milyon 700 bin lira abi" dedi. Biz, bir buçuk milyona veriyoruz. "Ooo, çok pahalıymış" deyince "Sen bu domatesi bir ye abi, bir daha başka domates yemezsin" dedi ve başladı domatesi bana methetmeye. Tanımıyor beni. Ama ortağı tanıyormuş içeriden geldi, kulağına eğildi söyledi. Adam bu defa anında konuşmasını değiştirdi, domatesi bırakıp beni methetmeye başladı. "Abi" dedi "Sizin bu memlekete yaptığınız hizmet var ya kimse yapmadı bunu". Ben de dinliyorum, kalp hastanesi yaptırdık, diyaliz hastanesi yaptırdık. 3 tane okul var yaptırdığımız. İşte fabrikalarımızda 5 bin kişi çalışıyor, onları söyleyecek zannediyorum. Adam durdu durdu, "Şu domates var ya abi şu domates" dedi "Memlekete çok büyük hizmet"... Anladım ki, herkes hayata kendi penceresinden bakıyor.

İlk 500 ve ikinci 500'de ikişer şirketi var

Kipaş, İSO'nun "Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" listesinde 1991'den bu yana, bir başka ifadeyle aralıksız 15 yıldan beri kendisine yer buluyor. Bugün ise iki şirketi ilk 500'e iki şirketi de ikinci 500'de. Kipaş Mensucat ve Kipaş Denim İşletmeleri'nin ilk 500'de olduğunu belirten Hanefi öksüz, ikinci 500'te ise Bozkurt Konfeksiyon ve Erdem İplik'in olduğunu kaydetti. Kahramanmaraş'tan ilk 1000'e giren 8 şirketten 4'ü Kipaş Holding'in şirketleri ve Kipaş'ın listeye girmek üzere bekleyen birçok yeni şirketi var.

Bir bavulla para getirme macerası...

"Kurban olayım böyle öksüze"

Fabrikayı kurarken, inşaat bitti, makinelerin de bedelini ödedik fakat para da suyunu çekti. Bizim ailenin elinde biraz daha pamuk vardı, onları da koyduk. Aldığımız kredinin ilk faizi bankaya yatacak ama yetmiyor. Almanya'daki paramızın gelmesi lazım. Başka hiç para yok. Onu da resmi yoldan getirme imkanımız yok. Hiç unutmuyorum; Almanya'ya gittim. Paramı istedim. "Peki" dediler. "Nasıl istersin parayı?" diye sordular. "Cash" dedim, Alman'ın gözleri açıldı. "Ne yapacaksın nakit parayı?" dedi. Bilmiyor ki, o parayı Türkiye'ye banka yoluyla getiremem. Allah bilir bana esrar mı sattın, eroin mi sattın diye her şeyi söylerler. Döviz bulunmuyor. Merkez Bankası'ndan döviz tahsis ettirmek çok zor. Neyse bir bankaya götürdüler. O zaman bin marklar vardı peçete gibi. Parayı getirdi adam ama para saymasını bilmiyor. Başlıyor saymaya beş, on diyor şaşırıyor adam yeniden başlıyor. Bir, iki. "Yahu, ver şunları" dedim "ben sayarım". Paraları çektim elinden, sayıp sayıp atıyorum. Beş tane 100'lük destek oldu. Banka müdürü sordu; "Beyefendi veznedar mı?" dedi. Çünkü, Türkiye'de paranın değeri düşmüş, onluk, beşlik, yirmilik akşama kadar herkes sürekli para sayar.

Velhasıl, paraları aldım yaz günü üzerimde bir kot pantolonum var, bir de ceketim. 100 bin marklık desteleri birini iç cebime, birini kotun arka cebine derken o 500 bin markla ben bir hafta Almanya'da dolaştım. O parayla diskoya, lokantaya her yere gittim. Hatta bir arkadaşım, "Bu paranın üzerinde olduğunu bilseydi İtalyan mafyası seni öldürürdü" dedi. Para üzerimde geldim Türkiye'ye. Bereket versin gümrükte hiç kimse sormadı. Sorsa ne yapayım? Olduğu gibi anlatırım. Ama başımıza mutlaka bir iş gelir o günkü yasalara göre. Girdik içeriye ama serüven bununla bitmiyor ki. Paranın bozulup ertesi gün bankaya faiz olarak yatması lazım. Bankaya resmen bozduramıyorsun, kaynağı yok. Bir tane büyük spor çanta aldım, Tahtakale'ye gittim. O zaman Tahtakale'de böyle büyük rakamlar dönmüyor. İşte birisi turistik seyahat yapacak 2000 mark alıyor, araba parası ödeyecek işçi 20 bin mark alıyor. Akşama kadar adam adam çevirerek biz 500 bin markı TL'ye çevirdik. Bir valiz para oldu. Aldım para dolu valizi doğru uçağa. Ama para dolu çantayı bagaja veremem. Elimde taşıyorum. Uçağa girerken üst araması yapıyorlar, polis memuru fermuarı açtı, baktı; bir valiz para. "Abi" dedi "sen ayaklı banka mısın, nesin" dedi. Şimdi benim soyadım öksüz, bilette de yazıyor. Ben de "Ne yapalım kardeşim, öksüzün parası gözünün önünde olmalı" dedim. Bizim Kahramanmaraş'ta bir laf vardır; "Fakirin malı gözünün önünde olmalı" der. Oradan aklıma geldi. Paraya baktı memur, "Kurban olayım böyle öksüze" dedi. Neyse Almanya'dan, istanbul'a, oradan Adana'ya ve oradan da Maraş'a geldik, ertesi sabah parayı götürdük, banka faizini de eşimize dostumuza borcumuzu da böylece ödedik ve çalışmaya başladık.

Portre Hanefi öksüz

1953 yılında Kahramanmaraş'ta doğdu. İlköğrenimini Kahramanmaraş'ta tamamladıktan sonra, Kabataş Erkek Lisesi'nde ortaöğrenimini yaptı. Yüksek öğrenimini İTÜ Makine Mühendisliği ve akabinde Amerika ve İngiltere'de tamamladıktan sonra Kahramanmaraş'a döndü. Babasının ziraatçı olması nedeniyle iş hayatına ziraatçılıkla başladı. 1984 yılında Kipaş AŞ'nin kurulması ile yönetim kurulu başkanlığına getirildi. 2002 yılında Türkiye'nin en fazla istihdam sağlayan 40. işvereni seçildi. Halen tarım, tekstil ve enerji sektöründe faaliyet gösteren Kipaş Holding'in yönetim kurulu başkanlığını yapıyor. Aynı zamanda, 1998 yılında kurulan Kahramanmaraş Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (KASİAD) yönetim kurulu başkanlığını sürdürüyor.

Evli ve 3 çocuk babası olan Hanefi Öksüz, İngilizce biliyor.


-DUNYA-


Bu haber 7512 defa okundu

<- önceki                  sonraki ->
  
Bu habere yapılan yorumlar(7)
etkilendim   (kaan boybeyi  19.06.2006 14:34:00)
cidden çok samimi ve içten bi sohbetin yazıya dökülmüş hali... sürükleyici ve anadolu insanının ne zorluklarla bi şeyleri başarabilidiğinin serüveni... röportajı yapan arkadaşı kutluyor hanefi bey i de tebrik ediyorum .

harika bir başarı   (ayhan çetinkaya)
örnek alınacak bir başarı bir genç girişimci olarak okudum çok etkilendim.beni çalışma konusunda bayağı şevklendirdi.umarım bize de benzeri nasip olur...
   Tüm yorumları görmek için tıklayınız
 
 
  Ad Soyad :  
  Email :    
  Başlık :  
  Yorum :  
                             
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan kumasci.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
 
Önceki Haberler :
  
14.06.2006 Brezilya ve İngiltere'nin taraftar formaları Yeşim Tekstil'den
14.06.2006 Zam yok, indirim var
14.06.2006 Ulusal Pamuk Konseyi'nin kuruluşu için çalışmalar hızlandırıldı
14.06.2006 Tekstil sektöründen Unakıtan'a sert yanıt geldi
12.06.2006 BISAS TEKSTIL INEGOL FABRIKASINDEKI TOPLU SOZLESME
08.06.2006 Uluslararası Tekstil Fuarları
08.06.2006 450 genç uzman daha sektöre katılıyor
08.06.2006 AKAL TEKSTIL TEKNIK ANALIZ RAPORU
07.06.2006 İleri Giyim'in İzmirli ortak sayısı artıyor
07.06.2006 İsko Dokuma Sanko Pazarlama İçin Çağrı Muafiyetini İstendi.
02.06.2006 Desa Deri'de Olağanüstü Genel Kurul, 22 Haziran'da
02.06.2006 Mensa, katma değeri yüksek ürünlere yönelik yatırımlarını artırdı
02.06.2006 Altınyıldız, alışveriş merkezi kuracak
31.05.2006 İran, Türk tekstilcilerini ağırlayacak
31.05.2006 Tüzmen: Turquality programı amacına ulaşmaya başladı
31.05.2006 ÇİN: Özellikle tekstilde önemli işbirliğine gidebiliriz
30.05.2006 Mensa, İş Bankası'na olan borçlarını yeniden yapılandırdı
30.05.2006 Konfeksiyon Aksesuar Sorunlarını İTO'da Ele Alacak
29.05.2006 Uluslararası Tekstil Makineleri Fuarı
27.05.2006 Moda endüstrisi artık bir sektör
26.05.2006 AB'nin kümelenme modeli tekstilcinin rekabet gücünü artıracak
26.05.2006 Laleli esnafına yangının faturası 10 milyon dolar
26.05.2006 Giyimkent'e 500 yeni işyeri daha yapılıyor
25.05.2006 Türkiye'de üretilen formalar sahada
25.05.2006 İhracatçıların Yüzü Gülüyor.
23.05.2006 Bangladeş'te protestocu tekstil işçileri 7 fabrikayı daha ateşe verdi
23.05.2006 Nergis Grubu'nda KKB'ye Mehmet Akif Yaşin atandı
23.05.2006 Narin: Tekstildeki KDV indirimi hayali ihracatı engelledi
23.05.2006 Tekstil sektörü siyasi istikrarsızlıktan endişeli
22.05.2006 Kurlardaki hızlı artış tekstilcide panik yaptı.